Öner Döşer

Gezegen Dizilimleri ve Güneş Aktiviteleri (I. Bölüm)

Bu sayfa 4558 kişi tarafından ziyaret edildi.

21 Eylül- 29 Ekim 2010 tarihleri arasındaki etkin gezegen dizilimleri, Güneş aktivitelerini ve bunun neticesinde yerküreyi içinde bulunduğumuz Güneş Döngüsü periyodu olan 11 yıllık döngüde, şimdiye kadar yaşanan diğer stresli zamanlardan daha fazla etkileyecek. Bu dönemde oluşacak ve Güneş’i de açısal olarak etkileyecek gezegen dizilimleri, güneş aktivitelerini tetikleyebilir, böylece etkin jeomanyetik fırtınalara sebep olabilir, böylelikle insanlar arasındaki huzursuzlukları, çatışmaları, kargaşa ve terörü, hatta uluslar arası gerginlikleri tetikleyebilir. Sert jeomanyetik fırtınalar, büyük ölçekli depremlere, tsunami ve sel baskınlarına, volkan aktivitelerine, aşırı sıcaklık artışına, yangınlara da sebep olmaktadır.

 

Son yüzyılda güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktivitelerine sebep olan gezegen hareketleri ile sadece doğal felaketler değil, aynı zamanda savaşlar, terör olayları, salgın hastalıklar arasında önemli istatistiksel bağlantılar kurulmaya başlanmıştır. Tekrarlayan gözlemler saldırgan davranışların, aile uyumsuzluklarının ve sokak terörünün artmasının çoğunlukla manyetik fırtınalar ya da güneş patlamaları ile birlikte olduğunu göstermektedir. Gezegen hizalanmalarından kaynaklı jeomanyetik fırtınalardan tüm canlıların biyokimyası etkilenmektedir. İnsanlar arası üzüntüler ve uluslar arası sorunlar birbiriyle bağlantılıdır. Gezegenler hizalanır, güneş patlamaları, manyetik fırtınalar olur ve insanlar tepki gösterir. Dolayısıyla 21 Eylül- 29 Ekim 2010 tarihleri arasında, terör ve şiddete yönelik eylemler artabilir, uluslar içerisinde ve uluslar arası gerginlikler yaşanabilir, insan eliyle yapılan çevreye zararların olumsuz sonuçlarıyla karşılaşılabilir, doğal felaketlerde artış olabilir, daha önce doğal felaketlerden etkilenmiş bölgelerde salgın hastalıklar görülebilir. Bu tarihler arasında en dikkat çeken günler şunlardır:

 

Eylül 2010: 21, 22, 23, 24, 30 Eylül

Ekim 2010: 1, 6, 10, 11, 12, 13, 27, 28, 29 Ekim

 

Bu tarihler arasındaki gezegen pozisyonlarını belirlerken, ağırlıklı olarak Güneş-merkezli haritalar kullanıyorum. Takip eden yazımda, Güneş-merkezli haritalar ile ilgili bilgi vereceğim. Ama şimdilik, hiç Astroloji bilmiyor olmasına rağmen, gezegenlerin pozisyonlarının güneş lekeleri ve jeomanyetik fırtınaları etkilediği konusunda en önemli çalışmaları yapmış ve manyetik fırtınalara dair tahminleri %90 gibi doğruluk oranına ulaşmış bir radyo teknisyeni olan John H. Nelson'ın bu çalışmalarından esinlenerek Güneş-merkezli (Heliocentrik) haritalarla çalışmaya başladığımı belirteyim.

 

Yukarıda verilen

tarihlere yönelik Güneş-merkezli ve Yer-merkezli astroloji haritalarına takip eden yazıda yer verilecektir. Güneş’in Terazi burcuna giriş yaptığı ana yönelik haritada da, önümüzdeki üç aylık dönemin önemli stresler içerdiği gözlemlenmektedir. Venüs’ün zarar gördüğü Akrep burcundaki geri hareketinin başlayacağı 9 Ekim civarındaki tarihlerden itibaren, özel ve sosyal ilişkilerde, diplomasi ve uluslar arası ilişkiler alanlarında sıkıntılar, sorunlar yaşanabilir.

 

Dolunay Civarındaki Tarihlere Dikkat!

 

Güneş’teki manyetik alanlar olan Güneş lekeleri sayısıyla, dünyanın manyetik aktivitesi arasında yakın bir paralellik vardır. Güneş lekeleri etkileyen önemli faktörlerden birisi de gezegenlerin pozisyonlarıdır ve gergin gezegensel dizilimler direkt veya dolaylı olarak yeryüzünde oluşan jeomanyetik aktivitenin artmasına neden olurlar. Güneş aktiviteleri nedeniyle (Güneş rüzgarları) oluşan jeomanyetik fırtınalar, hava zaten fırtınalıysa iklimsel fırtınaları uzatır. Dünyanın manyetik alanı Güneş’in ekvator düzleminden geçtiği Mart ve Eylül aylarında daha fazla bozulur, dengesizlikler, değişimler olur. Eylül ayı, özellikle Pasifik’te, fırtınaların ve büyük çaplı kasırgaların etkin olduğu bir aydır. Jeomanyetik fırtınalar dolunay zamanlarından daha etkindir. 23 Eylül’de hem güneş dünya ekvatorundan geçiyor, hem dolunay var, hem de gezegenler birbirleriyle gergin pozisyondalar!

 

Bu şartlarda Güneş’le dizilim yapan gezegenlerin etkisinin dolunay tarafından da tetikleneceği 23 Eylül tarihinde veya buna çok yakın tarihlerde, dünyanın manyetik alanında bozulmalar neticesinde doğal felaketlerde artış meydana gelebilir. Dolunayın, Dünya’nın manyetik alanında ek bir dengesizliğe neden olduğu bilinmektedir. Jüpiter-Uranüs kavuşumlarında insan hareketleri, doğa hareketleri canlanmaktadır. Jüpiter-Uranüs kavuşumunun Scheat adındaki kötücül kabul edilen yıldızla birleşiyor olması, stresli zamanlara, doğal felaketlere işaret etmektedir. Scheat gemi kazalarına, denizlerle-sularla ilgili sorunlara da işaret eden bir yıldızdır. Ptolemy’e göre, aşırı talihsizlik, cinayet, intihar ve boğulmaya yol açar. 21, 22, 23 Eylül tarihlerinde dünyanın çeşitli bölgelerinde, ama özellikle Okyanus kıyılarında, Pasifik’te ve Amerika kıyılarında denizlerle-sularla ilgili sorunlar, tsunamiler, etkin kasırgalar, çeşitli doğal felaketler görülebilir.

 

Dolunay ve Güneş’in Terazi burcuna giriş haritasında, kadersel Kuzey Ay Düğümü Facies adlı yıldızla birleşmektedir. Bu yıldız kötücül nitelikte görülür, şiddete ve yıkıma sebep olan olaylarla bağdaştırılır. Bernadette Brady bu yıldız için şöyle diyor: “Facies şiddete başvurmayı ya da şiddete maruz kalmayı simgelediği için zor bir yıldızdır. Facies’in dokunduğu her şey acımasızlık ve/veya öfkeden etkilenecektir. Facies, yüksek motivasyon, hırs ve odaklanma gücü ile bağdaştırılır. Sadist eğilimlerle ve zalimlikle bağdaştırılır." Bu demektir ki önümüzdeki yakın süreçte insan eliyle yapılan yıkım, terör ve şiddete yönelik eylemler artabilir. Toplumsal değişimin had safhaya varacağı bu süreçte, kadersel olarak iyice kültürel yozlaşmaya, kutuplaşmaya, kamplaşmaya, kaosa, azgınlıkların adeta azması sürecine çekiliyor olabiliriz.

 

Toplumsal değerlerin bugün ciddi anlamda erozyona uğradığı, uğramaya da devam ettiği bir gerçektir. Bu bozulmayı da, toplumsal arenada yeni bir düzenin tekrar tahsis edileceğine dair bir gösterge olarak alabiliriz. Malum, dejenerasyon olmadan rejenerasyon olmuyor. İçinde bulunduğumuz bu süreç, yıllar önce İsveçli psikolog Carl Jung tarafından Enantiodromia olarak tanımlanmıştır. Bu tür toplumsal değişim dönemlerinde, değerlerde bir kutuplaşma meydana gelir, karşıt kamplar ortaya çıkar ve yeni değerler, inanış sistemleri ve felsefeler oluşur. Kutupsallaşmanın meydana geldiği tarihsel geçiş dönemleri, daha yüksek bir varlığın filiz vermesi ve ayrı kutuplara ayrılmış kampların daha yüksek bir seviyede birleşmelerini işaret eder.

 

22-23 Eylül’deki bu önemli tetiklenmenin ardından, dünyanın farklı bölgelerinde, 21 Eylül-29 Ekim 2010 tarihleri arasında ardı ardına volkan patlamaları, depremler, tsunamiler, sel baskınları meydana gelebilir. İletişimsel aksamalar yaşanabilir, teknolojik sorunlarla karşılaşılabilir. Jeomanyetik alanda meydana gelen sert değişimler, hassas insanlar üzerinde de etki yaratmakta, insan ilişkilerinde ve ülke içerisinde gerginliklere, terörün artmasına, hatta savaşa yol açacak uluslar arası huzursuzluklara yol açmaktadır. Araştırmalar, yoğun Güneş aktivitesi ve Jeomanyetik aktivite zamanlarında kan basıncı, üreme, kalp-damar, bağışıklı sistemi sorunlarının, nörolojik ve zihinsel sorunların, depresyon ve intihar vakalarının, kazalar (özellikle maden kazaları) ve ani ölümlerin arttığını göstermektedir.

 

Öte yandan Jüpiter-Uranüs ikilisinin birleşeceği Scheat, doğal felaketlere davetiye çıkaran olumsuz özelliklerinin yanı sıra farklı fikirler, hızlı düşünme, imkansızı düşünmeye ya da yapmaya cesaret etmeyi simgeler. Jüpiter-Uranüs gibi gezegenlerin bu derecede birleşiyor olması, alışılmışın dışında zihinsel kapasiteye yol açabilir. Çok önemli keşif ve buluşlar, kişisel yaratıcılık ön plana çıkabilir. Buna yatkın ve açık olan zihinlerde büyük uyanışlar, kuantum sıçraması niteliğinde açılımlar oluşabilir. Eylül-Ekim aylarındaki gezegen dizilimleri her ne kadar hayatımızda bazı önemli streslerin ortaya çıkacağını gösteriyor olsa da, aslında tam bir uyanış zamanında olduğumuzu göstermektedir.

 

23 Eylül’de Güneş’in Terazi burcuna giriş yapmasının ardından, Ay’ın Koç burcuna giriş yapmasıyla gerçekleşecek Dolunay, kritik bir derecede (0 derece Koç burcunda) gerçekleşmekte ve Plüton-Satürn ile sert açılar yapmaktadır. Bu tarih civarındaki günlerde, transit Mars da Türkiye Astrolojik haritasının Güneş derecesi üzerine geliyor, transit Satürn de Türkiye Astrolojik haritasının Mars derecesi üzerine çok yakın bir konuma geliyor. Jüpiter-Uranüs ikilisinin Türkiye Astrolojik haritasının Ay derecesini etkilemekte olduğu bugünlerde, Ay’ın da bu kavuşumu tetikleyecek olması, 23 Eylül civarındaki günlerde ülkemizde iç gerginlikler ve tatsızlıklar yaşanması, şiddet ve terörün artması riski çok fazla gözüküyor. Kitlesel şiddet olaylarının genel göstergesi olan ve bir müddettir geri harekette (geri çekilme, etkisini göstermeme) olan Plüton da direkt hareketine dönmüş durumda. 30 Eylül civarında, transit Satürn haritamızın 4. Evinde yerleşmiş olan ve iç huzursuzluklarla, güvenliğimizi tehdit eden unsurlarla ve aynı zamanda bu konudaki sorunlara müdahale eden güvenlik güçleriyle ilişkilendirilen Mars’ın konumlandığı derecenin tam üzerine geliyor ve astrolojik haritamızın Yükselen derecesine doksan derecelik sert açı yapıyor. Bu esnada Güneş-Satürn kavuşumu olacak ve bu kavuşum kadersel Ay Düğümleri’yle de doksan derecelik açıda olacak. Kader ağlarını örüyor. Çok dikkatli adımlar atılması ve sağduyulu olunması gereken zamanlardayız!

 

Güneş Herşeydir

 

Dünyamızdaki tüm yaşam, güneş sistemimizin merkezi olan güneşten gelir. Eğer güneş olmasaydı, bizler hayatta kalamazdık. Bu bilimsel bir gerçektir. Bu yüzden, güneşte olan herhangi bir değişiklik, her insan ve canlı için hayati bir önem taşımaktadır. Tarih boyunca, Mısır, Hopi, Hindistan, Maya, Aztek ve Çin gibi kültürler, kolektif davranışlarının güneş tarafından etkilenebileceğine inandılar. Kadimlere göre güneş her şeydir, yaşamın tamamı ile ilişkilidir. Güneş yaşam verdiği gibi, yaşam da alabilirdi. Onlar kızgın bir güneşin neler yapabileceğini gayet iyi biliyorlardı. Bizim Güneş sistemimizin odak noktasında bulunan Güneş'imiz, herşeyin yaratıcısı olan Allah tarafından, adeta herşeyi organize etmek üzere, sistemimizin merkezine yerleştirilmiştir.

 

Dünya üzerindeki her şeyin, ışığın, aydınlığın, hayatın kaynağı olan Güneş, saçtığı ısı ve ışığın yanı sıra diğer elektromanyetik formları ve elektrikle yüklü iyon karışımı gazları uzaya ve Dünya’ya gönderir. Buna Güneş rüzgarı denir. Güneş rüzgarı, barındırdığı manyetik plazmanın yoğunluğuna ve hızına göre değişen büyük bir güçle dünyanın manyetosferine çarpar ve dünyadaki tüm yaşam formlarının manyetik alanlarını doğrudan etkiler. Bu manyetik kutupsallık anında bazen öyle güçlü bir enerji salınır ki, büyük jeofiziksel olaylara sebep olmasının yanı sıra, insan DNA’sını etkiler ve evrimsel değişikliklere yol açar.

 

 

Güneş’ten gelen partiküller (güneş rüzgarı) Dünya’nın manyetik alanında bozulmalar yaratıyor, çalkalanmalara sebep oluyor. Eğer bu çalkalanmalar yeterli yüksek şiddette olursa, jeomanyetik fırtına oluşturuyor. Bu yüzden Dünya yüzeyindeki kimyasal reaksiyonlarda, hava şartlarında ve insan davranışında değişiklikler oluyor: insanlar agresifleşebiliyor, saçmalayabiliyor, şizofrenik durumlar ve çılgınca davranışlar görülüyor.

 

Manyetik sapmalar güçlü olduğunda, psikiyatri hastanelerine başvuru artışı oluyor. Aslında insanoğlunun tüm hareketleri, girişimleri gezegen etkilerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Astroloji'nin dayandığı temel ilke de budur. Ay burada rolün büyüğünü oynar. Jeomanyetik aktivitede Ay önemli bir faktördür. Sevgili küslükleri ya da kavgaları gezegen pozisyonlarıyla, özellikle de Ay etkisiyle tetiklenir. Ay'ın, dolunay halinde olduğunda, jeomanyetik fırtınaları kısmen tetiklediği bilinmektedir. Tekrarlayan gözlemler saldırgan davranışların, aile uyumsuzluklarının ve sokak terörünün artmasının çoğunlukla manyetik fırtınalar ya da güneş patlamaları ile birlikte olduğunu göstermektedir.

 

Biliyorsunuz 2012 konusunu işleyen iki kitabım yayınlandı. Özellikle Büyük Uyanış 2012 kitabımda altını çizdiğim gibi, 2012 sürecinde yaşanacaklar her ne ise, Güneş'in bunda majör rol oynayacağını düşünüyorum. Mayalar ve Hopiler gibi daha eski kültürler, Güneş’teki değişimlerin her şeyi etkilediğinin farkındaydılar ve bu konuda dikkate değer bir kavrayış geliştirmişlerdi. Mayalar’ın 2012 kehaneti Güneş Lekeleri Döngüsü’yle ve Venüs Döngüsü’yle bağlantılı gözüküyor. 6 Haziran 2012’de Venüs’ün bu yüzyıldaki ikinci geçişini yaşayacağız. Bu tarih civarında Güneş aktivitelerinin de maksimumda olacağını biliyoruz. Güneş aktivitelerinin izlendiği her bir 11 yıllık döngüye numara verilmiştir. 2012 yılı civarında, Güneş Döngüsü 24 periyodunu yaşayacağız ve NASA, NOAA, ESA tarafından şimdiye kadar kaydedilmiş en yüksek güneş aktivitesinin (patlama) görüldüğü bir önceki Güneş döngüsünden (Güneş Döngüsü 23) %50 daha etkin olacağı tahmin edilen bu tarihin, Mayaların “Uzun Sayım” takviminin bitiş tarihi ile örtüşmesi hiç de tesadüf gözükmüyor.

 

Beklenenin de ötesine geçecek etkin güneş aktivitelerinin dünyayı yüksek radyasyona maruz bırakabileceği, küresel iklim değişikliklerini hızlandırabileceği, aşırı sıcaklık değişimlerine, kuraklığa veya sel baskınlarına sebep olabileceği, kasırga ve tornadolara sebep olabileceği, volkan patlamalarını ve depremleri tetikleyebileceği, manyetik alanda ani değişimlere yol açabileceği söylenmektedir. Bu dönemde yaşadığımız ve yaşayacağımız gezegen döngüleri ve geçişleri de bu senaryoyu doğrulamaktadır. Bu etkileri yaşamaya başladık ve eğer önlem alınmazsa, çok daha yıkıcı etkilerle karşılaşacağımızı öngörmemiz için astrolog, iklim bilimci veya güneş fizikçisi olmamız gerekmiyor. Bu konu çok önemli bence ve bütün dünya ülkelerinin lider ve hükümetlerinin gündeminde birinci sırada yer almalı. Ama yapabileceklerimiz sadece bununla sınırlı değil.

 

Ne Yapabiliriz?

 

Her birimiz kendi çapımızda ve kolektif olarak gayret göstermeliyiz. Dünyamıza, doğaya ve birbirimize nasıl davrandığımız her şeyi etkiliyor. İnsan düşünceleri ve duyguları, senkronize olduğunda, güneş aktivitelerini ve dolayısıyla jeomanyetik alanları etkileyebilir görüşüne katılıyorum. Yapılan istatistikler, dünya barışı için yapılan meditasyon ve duaların güneş aktivitesini belli bir oranda azaltabildiği göstermektedir. Bu türde girişimler, bizim kültürümüzde yağmur duasına çıkmak benzeri kolektif eylemlerde yer bulmuştur. Bence alınacak bilimsel ve teknolojik tedbirlerin yanı sıra, henüz bilimselliği kanıtlanmamış ama kadim uygarlıkların gayet farkında olduğunu düşündüğüm bu fikri asla göz ardı etmemeliyiz.

 

Önümüzdeki bu yakın süreçte, özellikle de Güneş-Dünya-Jüpiter-Uranüs diziliminin ve Merkür’ün bunlarla doksan derecelik açısının etkin olacağı ve Koç burcundaki dolunayın da bunu tetikleyeceği 21, 22, 23, 24 Eylül civarındaki günlerde çok fazla elektrik yüklenebiliriz. Bu elektrik yükünü en yapıcı biçimde boşaltmamız gerekiyor. Aşırı kızgınlık, öfke gibi duygular anında salgıladığımız kortizol ile travma ve strese yol açan diğer adrenalin türlerini daha fazla salgılayabiliriz. Böyle gergin zamanlarda hormonal sistemin dengelenmesi ve sakinleşmesi için daha fazla aşka, sevgi alışverişine yakın olmakta fayda vardır. “Savaş yapmayın, aşk yapın” bu dönem için belki de en iyi slogandır.

 

Güneş/jeomanyetik aktivite esnasında manyetik alanda yarattığı değişimler kan basıncı, üreme, kalp-damar sorunları ve nörolojik problemlerin yanı sıra, bağışıklık sistemi sorunlarına işaret ediyor demiştik. Bu dönemde etkin gezegen dizilimleri de benzeri etkileri yaratabilir. Sevgi alışverişinin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiği söylenmektedir. Sağlığımızı korumanın, bireysel ve toplumsal olarak şifalanmanın en güzel yollarından biri, sevgi bağımızı güçlendirmektir. Sevgi alışverişinin yarattığı yüksek frekans, yaşamsal enerjinin frekansını olumlu yönde etkiler. İnsan, hayvan, bitki, araba, masa, bilgisayar olsun, canlı veya cansız şeylere sevgimizi yansıtmamız bile, titreşimimizi arttırmamızı sağlar. Bizi bir arada tutacak, sevgi bağı, neşe ve mutluluk yaratacak organizasyonları arttırmamız, stres ve gerginlikleri daha rahat aşmamıza imkan sağlayacaktır.

 

Güneşsel ve evrensel enerji akımları doğal bir döngünün parçasıdırlar ve bizi yok etmek için var olmamışlardır. Bu konuda yapabileceğimiz öncelikli şey, etkin Güneş olaylarının zamanlamasını tahmin etme yöntemlerini geliştirmektir. Bu alanda uygulanacak pek çok bilimsel çalışma ve gözlemlerin yanı sıra, Astroloji’den istifade edilebilir. Astroloji’nin en önemli işlevi, önceden uyarmaktır. Ardından, bu zamanlarla ilgili gerekli, tedbirler alınabilir. Astroloji’nin böyle stresli ve gergin zamanları önceden uyarmasının amacı korku yaratmak değil, davranışlarımızı ayarlamamız konusunda farkındalık yaratmaktır. Etrafımızda olan bitenin farkında olmalı, elimizden geldiğince korku ve endişeden uzak ve pozitif kalmalıyız. Korkunun panzehiri sevgidir. İnsan bünyesinde sevgi enerjisi geçişine engel oluşturan en büyük etken, olumsuz duygu ve düşüncelerdir. Korku dolu bir dünyada yaşamaya inandığımızda, bu seçimimizden zihnimiz ve bedenimiz de etkilenecek, sağlıksız bir yaşam süreceğiz demektir. Eğer sevgiyle dolu bir dünya görmeyi seçersek, o zaman zihnimiz ve vücudumuz da buna uyum sağlayacak, giderek daha sağlıklı olacaktır. Yapmamız gereken, kişiler olarak önce kendimizi temizlemek ve saf tutabilmek, yani bize kasıt yapanları bile sevebilip, onlara sevgiyle yaklaşmaktır.

 

Güneş aktivitelerinin çok arttığı maksimumu esnasında sadece cinayetler, terör, kazalar, sağlık sorunları artmıyor pek tabii ki. Bilim ve sanatta yaratıcılığın ve gelişmelerin en yüksek düzeylerinin de güneş maksimumu civarında ortaya çıktığı ve evrimsel süreçte önemli gelişmeler yaşandığı da bir gerçektir. Araştırmalar, artan güneş aktivitesi sırasında, insan yaratıcı aktivitesinin zirveye ulaştığını açıkça gösteriyor. Astroloji’de Güneş yaratıcılığın yanı sıra aydınlanmanın, bilinç ve irade gücünün, farkındalığın temsilcisidir. Güneş aktiviteleri aslında, insanlığın şu anda idrak edemediği üst boyutlara geçmesine yardım edebilecek yararlı ve yaratıcı şanslar sunabilecek enerji akımı oluşturur. Bu yüzden Güneş aktivitelerinin artacağı bu dönemi, bilinçte bir nevi kuantum sıçraması yaratacak bir fırsat, geçiş zamanı olarak da görmelidir. Yüksek benliğimizle temasa geçeceğimiz, kendimiz, dolayısıyla insan-evren ilişkisi hakkında çok şey idrak edeceğimiz, hem kişisel hem de kolektif farkındalığımızın uyanacağı çok önemli bir süreçteyiz aslında. Astroloji’de Güneş öz demek, bütünlük demektir. Olaylar ne kadar sert ve gergin gelişirse gelişsin, kendi özümüzle temasta kalarak, bütünlüğümüzü koruyabilir, irade gücümüz sayesinde zorlukları aşabiliriz. Unutmayalım, gezegenlerin iradesi yoktur, ama insanoğlunun vardır. Zorlu olaylar aslında, bizim irade gücümüzü test etmek için var olan birer imtihan aracıdır.

 

Önemli olan, güneş aktiviteleri oluştuğunda, eski stres oluşturan kalıpları tekrar etmememizdir. Güneşsel ve evrensel enerji akımları doğal bir döngünün parçasıdırlar ve bizi yok etmek için var olmamışlardır. İnsan düşünceleri ve duyguları, senkronize olduğunda, güneş aktivitelerini ve dolayısıyla jeomanyetik alanları etkileyebilir. Araştırmacılar, çok sayıda insanın bilerek oluşturacağı uyumlu dalga alanının gezegensel enerji ve manyetik enerji alanları ile iletişime geçerek bu alanları etkileyebileceğini ve alan ortamındaki kolektif bilince pozitif etki yaratacağını, insan düşünceleri ve duyguları, senkronize olduğunda, güneş aktivitelerini ve dolayısıyla jeomanyetik alanları etkileyebileceğini söylemektedirler. İnsanların kitle halinde eşzamanlı odaklanmasının gücü konusu ve Güneş aktivitesini kolektif düşünce gücüyle etkileyebileceğimiz konusu, zamanımızdaki fizik teorileri tarafından desteklenmiyor gözükse de ve henüz bilim insanları tarafından kabul edilmemiş olsa da, günümüzde artık daha çok sayıda sıradan insan tarafından ilgiyle izlenmektedir.

 

Dünya sorunlar içinde olduğundan, daha fazla bilimsel kanıt beklemenin anlamı yoktur. Bu konuyla ilgili araştırma yapanlar, çok sayıda insanın bilerek oluşturacağı uyumlu dalga alanının gezegensel enerji ve manyetik enerji alanları ile iletişime geçerek bu alanları etkileyebileceğini ve alan ortamındaki kolektif bilince pozitif etki yaratacağını söylemekteler. Yapılan istatistikler, dünya barışı için yapılan meditasyon ve duaların güneş aktivitesini belli bir oranda (%25-%50) azaltabildiği göstermektedir. Tüm barış meditasyonlarından sonraki gün güneş aktivitesinin azaldığı görülmüş, bu verilerle ilgili istatistik değerlendirme yapılabilmiştir. Bu çalışmalar ve deneyler, bireysel ve kolektif düşünce gücünün bariz ve güçlü etkileri olduğunu, işbirliği yapan yeterli sayıda insanın beraber çalışmasının gerekli durumlarda nasıl işe yarayabileceğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu tema, Mayaların kozmoloji anlayışıyla da örtüşmektedir. Mayalar 21 Aralık 2012’de gireceğimiz periyodu “Bir amaç için bir araya gelme dönemi” olarak nitelendirmişlerdir. Artık kolektif bilincin gerçek gücünü ortaya koymamızın, birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmemizin zamanı gelmiştir. Bu, çağlar öncesinden bugünü işaret eden Mayaların bize ilettiği basit ve açık bir mesajdır.

 

Eylül-Ekim aylarında etkin olacak ve insan ruhunun yüzleşmek zorunda olduğu bu etkin astrolojik yansımaların doğası ve muhtemel etkileri iyi incelenmeli, uyumsuzluk ve dengesizlik yaratacak etkilerinden kaçınmalı, yaratıcılığı teşvik eden etkileri iyi değerlendirilmelidir. Böylelikle insanoğlunu daha üst seviyelerde yaşama taşıyacak küresel bilinç değişiminin gerçekleşmesi için önemli adımlar atılabilir. Küresel bilinç değişiminde önemli bir faktör, yeterince insanın kendi enerjilerinden, hislerinden ve eylemlerinden daha fazla sorumlu olma gereksinimini kavramasıdır. Kendi içinde ve Dünya ile denge oluşturmak her insanın sorumluluğudur. Bu şekilde bu geçiş ve bilinç yükselmesi küresel ortamda da yansıtılabilir.

 

Erkekler Daha Çok Etkileniyor

 

Bazı araştırmacılar, etkin güneş rüzgarları neticesinde oluşan jeomanyetik fırtınaların insanların beyin dalgalarını ve hormon seviyelerini etkilediğini söylüyorlar, özellikle de erkeklerde. Bazı erkekler bu etkilere agresif tepkiler verirken, ilginç bir şekilde bazı erkeklerde de tam tersine üretken bir yaratıcılık ortaya çıkabiliyor. Astrolojide Güneş’in erkek, Ay’ın kadın figürlerini temsil ettiği bilinmektedir. Ay’ın kadınlar üzerindeki etkilerini, 28 günlük adet dönemlerinden biliyoruz. Ay kadın hormon dengesini etkiler. Benzer şekilde, Güneş’teki daha uzun, 11 yıllık döngülerde de erkek hormon dengesini etkiliyor olabilir. Bu durum, belli periyotlarda erkekler üzerinde had safhada gerginleştiren psikoz yaratabilir.

 

Yapılan araştırmalar Ay’ın hareketlerinden daha ziyade kadınların, Güneş aktivitelerinden daha ziyade erkeklerin etkilendiğini göstermektedir. Araştırmacı psikolog Buryl Payne’e göre Ay döngüsü kadınların adet dönemiyle alakalı ise, 11 yıllık Güneş lekesi döngüsü erkeklerin hormonal dengesiyle bağlantılıdır. Payne, 11 yıllık güneş lekesi döngüsünü maço erkek sendromu olarak tanımlıyor ve maço erkek sendromunun savaşlara neden olabileceğini söylüyor. 11 yıllık savaşçı aktivite periyodu 11 yıllık güneş lekesi döngüsüne uymaktadır. Erkekler güneş aktivitesine/manyetik aktiviteye kadınlardan daha hassastır. Manyetik güçler hormon dengesini etkiler.

 

Payne’e göre bu durum dünya genelinde, psikoza yatkın bazı politik liderlerin güneş aktivitesi/manyetik aktivite dönemlerinde aşırı huzursuzluk hissedebileceği ve uluslar arası sorun başlatabileceği anlamına gelmektedir. Diktatörler genellikle psikopat kişiler olduklarından ve güçlerini kabalıkla ve şiddetle elde ettiklerinden bu dönemlerde savaşçı davranışlara daha açık olurlar. Böyle zamanlarda siz ve ben gibi normal kişiler bile saçma davranışlarda bulunabilirler. 

 

Günümüzde liderlerin ağırlıklı olarak erkeklerden oluşması, böyle kritik dönemlerde ulusların, toplumların, örgütlerin kritik kararlar almasına sebep olabilir. Pek tabii ki bu insanın iç doğası değildir, gezegen pozisyonlarının yol açtığı artmış güneş aktivitesinin jeomanyetik aktiviteyi bozması ve bilinçli değil de mekanik işleyen bazı hassas kişileri hiperaktif hale getirmesinden kaynaklanır. Öte yandan, erkek figürlerinin genel göstergesi olan Güneş, Astroloji'de kalbi yönetmektedir. Güneş aktivitelerinin yüksek olduğu dönemlerde kalp krizi vakaları artmaktadır ve bilindiği gibi bu risk erkekler için kadınlardan daha fazladır.

 

İnsanlar arası ilişkide gezegenlerin genel etkisinin yanı sıra her bireyi ayrı etkileyen özel etkiler de vardır. İnsanlar Dünya’nın manyetik alanındaki sürekli küçük değişikliklere farklı hassasiyetler gösterirler, bu da doğum yerlerine ya da gezegenlerin o anda nerede bulunduğunu gösteren doğum haritalarına bağlı olabilir. Her jeomanyetik kalıp farklıdır ve insanlar üzerinde farklı etkiler ortaya çıkartır. Astroloji çalışması ve pratiği aslında jeomanyetik kalıpların ve davranışların incelenmesidir.

 

Sözün özü, güneş lekeleri gezegenlerin pozisyonlarıyla ilişkilidir ve jeomanyetik aktivitelerin artmasına neden olurlar. Bunun neticesinde dünyevi olaylar ortaya çıkar: insan davranışları, olayları etkilenir; hava koşulları ve doğa olayları etkilenir. 

 

Takip eden yazımda konuyu açarak ve bilim insanlarının bu konudaki görüşlerini vererek ilerleyeceğim. Güneş lekeleri ve Güneş’in önemi hakkında bilgilendirici bir yazı yayınlamıştım. Bu yazıya aşağıdaki linkten ulaşılabilir.

http://www.astrolojiokulu.com/yazi-detay.asp?makaleID=383

 

Konuyla ilgili Uzman TV işbirliği ile hazırlanmış videoları aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

 

http://www.uzmantv.com/konu/eylulekim-2010-gunes-aktiviteleri

 

DEVAM EDECEK…

 

Öner DÖŞER

18 Eylül 2010, Cumartesi

ASTROLOJİ OKULU

18.09.2010

Designed by Ongunsoft