Öner Döşer

Tarih, Tekerrür ve Astroloji III. Bölüm

Bu sayfa 5947 kişi tarafından ziyaret edildi.

 SATÜRN PLÜTON DÖNGÜSÜ (2009-2012 YILLARI ARASINDA ETKİLİ)

Bu ikilinin döngüsü aslında 2008 yılının Aralık ayından beri etkisini göstermeye başladı. 2008 Aralık ayı sonlarında İsrail, Hamas ile altı aylık ateşkesin geçen hafta sona ermesinin ardından Gazze’ye hava operasyonu başlattı. Saldırılarda en az 225 kişi yaşamını yitirdi, 300 kişi de yaralandı. Olayın gerçekleştiği 28 Aralık günü, henüz Oğlak burcunun ilk derecesinde bulunun Plüton’un Mars tarafından tetiklenmesi, acımasız ve patlayıcı etkileri işaret ediyordu. Bu saldırıyla birlikte, uzun sürecek gergin süreç de başlamış oldu. Satürn ve Plüton’un birbirleriyle doksan derecelik açısı 2011 yılı yaz aylarına kadar etkili olacak.
 
Bu doksan derecelik açının başlamasıyla, bu iki gezegen son dördün fazına girmiş olacaklar. Değerlendirmelere başlamadan önce, son dördün fazının özelliklerine değinelim biraz. Son dördün fazı, yetenekleri işlevsel hale getirme ve onları başkalarının iyiliği için kullanma zamanında olunduğunu gösterir. Bundan sonrası için bırakmak veya değiştirmek gereken şeylerin kararının alındığı; geçmişten kurtulma, yeni gelişecek şeylerin hazırlığına başlama enerjisi taşır.
 
Çıplak gözle görülebilen gezegenlerin sonuncusu olan Satürn’ün, bir araç kullanmaksızın göremeyeceğimiz gezegenler olan Uranüs, Neptün ve Plüton’dan çok farklı şeyleri sembolize ettiği açıktır. Satürn, bilindik kalıpları ve realiteleri temsil ederken; Uranüs, Neptün ve Plüton, bilindik kalıpların ve düzenlerin, bizi sınırlayan şeylerin sarsılmasını, çözülmesini ve en nihayet dönüşüme uğramasını temsil ederler. Bunlardan Uranüs ve Neptün ile farklılıklar çok belirgindir ve benzer yönler neredeyse hiç yok denecek kadar azdır. Ama Plüton ile benzer yönleri vardır. Öncelikle biraz bunlardan söz edelim.
 
Satürn, inşa etmek yapılandırmak demektir. Plüton da, önceden yıkıp yok ettiği şeyin yerine, yenisinin yapılandırılmasıyla ilişkilendirilir. Yönetimsel tavır olarak, hükümranlık ve mutlak hâkimiyet, Satürn’le olduğu gibi, Plüton’la da ilişkilidir. Satürn’de kontrol etme amaçlı baskı uygulama vardır. Plüton’da da aynı özellik mevcuttur. Her iki gezegen de ölümle ilişkilendirilirler. Her ikisi de “kötücül” olarak görülürler ve insanlar tarafından sevilmeyen, şeytani yönleriyle, birbirlerine benzerdirler. Kuşkuculuk ve kıskançlık, ortak özelliklerindendir. Renk tonları bile benzerdir. Her ikisi de mat tonlarla, özellikle de siyahla ilişkilendirilir. “Maji” denilince bu iki gezegen akla gelir. Simya ilmi de, hem Satürn, hem de Plüton’la ilişkilendirilebilir. Her ikisi de yer altı kaynaklarıyla bağlantılıdır. Satürn madencilik ve metalurjiyle, Plüton da arkeolojiyle ilgilidir.
 
Pek tabii ki bu iki gezegenin birbirleriyle bağdaşmayan ve birbirlerini zorlayan yönleri çoktur. Plüton, Satürn’ün kalıplarını ve düzenlerini bozmaya ve bunları yeniden yapılandırmaya meyillidir. Kendisinden bekleneni yapan, muhafakazar Satürn’ün tam tersine Plüton, aşırılıklarla ilişkilidir. Etrafını baskıyla kontrol etme arzusunda olmasına rağmen, kendisi kontrol dışına çıkmaya eğilimlidir. İmkansızı başarmanın peşindedir; şartları zorlar, dur durak bilmez. Varlığın ve bilincin radikal dönüşümü için çalışır. Satürn’ün dar evren anlayışının çok ötesindedir. Sıradan realiteyi çökertmekle görevlidir!
 
Yeni Dünya Düzeni
 
Yepyeni bir şeylerin hayat bulması için, halihazırda var olan bir şeylerin sona ermesi gerekmektedir. Bu süreç, bir şeylerin çürüme ve bozulmasıyla başlar ve çöküşe doğru ilerleme aşamasına geçilir. Şirketler ve devletlerdeki bozulma, uluslar arası kriz ve ikilemler en çok bu dönemlerde görülür. Bu birkaç yıl süren dönemi bir sıkıntı ve gerilim atmosferi takip eder. Bu dönemler bir devrin sona erişi niteliğindedir. 2009-2012 yılları arasında, bir devrin sona ermekte, yeni bir devrenin başlamakta olduğunu ziyadesiyle hissedeceğimiz olaylarla karşılaşacağız. Dönüşümün gerçekleşebilmesi için aktive edici ve mecbur bırakan, uç noktada etkiler yaşanması gerekebilir. Bunlar depremler, tsunami ve yanardağ patlamaları şeklinde ortaya çıkabilir. Plüton’un etkisi yoğun ve derinlemesinedir. Karşı konulamaz bir ivmesi vardır. Dönüşüm karşıtlıklar, muhafazakar tepkiler, krizler ve sona erişlerle kendini gösterir. Günümüzdeki olayları anlamak için Plüton’un Zodyak etrafındaki döngülerine baktığımızda insanlığın nereden nereye gittiğini ve gelecekte hangi noktada olacağını görebiliriz. Plüton, 2008 yılı sonlarından itibaren 16 yıl boyunca Oğlak burcunda hareket edeceğinden, bildiğimiz düzenlerin dönüşüm zamanında olacağız. Ne kadar bu düzenlere tutunmaya çalışsak da, değişim enerjisi o kadar güçlü hale gelecek ki, sonuç olarak kontrolü ele alacak. Sona ermesi gereken şeyleri ne kadar hızla terk edersek, yeni oluşumlar da o kadar çabuk hayata gelir. Çürümüş ve yıpranmış düzenlerin dönüşüme uğrama zamanı gelmiş, çatmıştır.
 
Plüton’un Oğlak burcuna geçişiyle birlikte, dünyadaki tüm değerler, ilişkiler, düzenler yeniden yapılanma sürecine giriyor. Kurulmuş kalıpların sorgulanacağı, yıkıma uğrayıp, yerine yenilerinin yapılanacağı bir sürece giriyoruz. Devletlerin yapısal düzenlerinde önemli değişim, hatta dönüşümler oluşacağı bu süreçte, dengelerin de değişime uğrayacağını düşünmek fantezi olmayacaktır sanırım. Teknoloji devrimine ve küresel ekonominin rekabetine dayanabilen devletler güç kazanırken; bunu başaramayan devletler, ulusal egemenliklerini yitirme riskiyle karşı karşıya kalacaklardır. Plüton’un enerjisi zirveye doğru güçlü bir çıkışa neden olur fakat bu güç kötüye kullanıldığında düşüş de hayli yıkıcı olacaktır. Bugün dünya yönetiminde söz sahibi olan devletlerin yerini, geriden gelip atak yapan, en öndeki rakibini geçen bir yarışçı gibi, maraton koşabilen, kendini yenileyebilen, çalışan, üreten devletler almaya başlayacaktır.
 
Bir gezegenin bulunduğu burçta ne tür etkileri ortaya çıkartacağını, kısacası doğasını nasıl ortaya koyacağını anlamak için, bu burcun yönetici gezegenine bakmak gerekir. Plüton’un geçiş yapmakta olduğu Oğlak burcu, Satürn tarafından yönetilmektedir. Ne ilginçtir ki önümüzdeki birkaç yıllık süreçte, Satürn ile Plüton arasında gergin bir açısal bağ oluşacaktır. Yani bu iki gezegenin doğaları birbirini desteklemeyecek. Peki bu durum ne tür sonuçlar doğurabilir, bunu tartışalım biraz da. Satürn temel prensiplerimizle ilgilidir. Bu şartlarda, özellikle önümüzdeki birkaç yıl içerisinde temel prensiplerimizde, genel geçer kabul ettiğimiz değerlerde değişimler oluşacaktır. Satürn aynı zamanda temel kaynaklarımızla da ilişkilidir. Bize sorumluluğumuzu hatırlatan bilge öğretmen arketipidir. Limitlerin aşılması, görevlerin yerine getirilmemesi, sorumluluk alınmaması gibi durumlarda ceza veren bir öğretmene benzetilir. Sorumluluklarımızı yerine getirmez, tedbirlerimizi almaz, elimizdeki kaynakları gereğinden çok tüketirsek, kayıplarla karşılaşacağımız gerçeğini hatırlatır. Onun derslerini görmezden gelemeyiz. Why History Repeats kitabının yazarı Theresa H. McDevitt, Plüton’un Oğlak burcundaki yerleşimini, onun yöneticisi Satürn’e dayanarak çok güzel açıklamış. McDevitt şöyle diyor: “Oğlak burcunun yöneticisi Satürn, insanlar da dahil olmak üzere dünyanın değerli kaynaklarının kişisel güç ve maddi kazanç uğruna sorumsuzca kullanılması durumunda yüksek bedeller ödememizi gerektirir.”
 
Plüton’un, önümüzdeki birkaç yıl boyunca sert açı yaparak yıpratacağı Satürn, değişime ayak direyen, var olanı korumak isteyen yapıdadır. Muhafazakar ve statükocudur. Tüm düzenin ve yapının altında yatan deneyimlerimizi ve alışkın olduğumuz realite kalıplarını ifade eder. Mekanik kanunların ve fiziksel dünya düzeninin ana prensibidir. Kişinin fiziksel evrende enkarne oluşu ve önceden belirlenmiş olan kader ile ilişkilendirilir. Karma ile de bağlantılıdır. Çünkü neden sonuç ilişkisinin işleyiş prensibini temsil eder. Satürn’ün taşıdığı etkiler bizim fiziksel dünyaya nasıl tepki verdiğimiz, kendimizi ve etrafımızı ne kadar düzelttiğimizle ilişkilidir.
 
Satürn, kurulu ve hiyerarşik düzenle, kültürel kurumlarla, kabul görmüş bilimsel ve ekonomik kurallarla, iş dünyasıyla ilgilidir. Satürn’ün jenerasyon gezegenlerinden aldığı sert açılarda ekonomik düzen ve iş dünyası sarsıntı yaşar. Bu Plüton olduğunda, yeniden yapılandırmak üzere yıkım getirici etkiler ortaya çıkacaktır. Çatışmalar beklenenin ötesinde arttığında acımasızlaşır. Uzun zamandır bekleyen ve engellenen şeylerin değişim zamanı gelmiştir. Plüton’un etkileri geliyorum diyen cinstendir. Ama politik entrikalar da Plüton’a aittir. Plüton’da sonuca ulaşmak için “belden aşağı” vurmak mübah sayılır. Satürn Plüton döngülerinde büyük ekonomik zorluklar, yönetimlerin ekonomiyi yönetmelerinde başarısızlıklar da görülmüştür. Oğlak burcundaki Plüton, ekonomik düzenin, tam anlamıyla bir dönüşüme uğrayacağını göstermektedir. Artık geri dönülemez bir yola girilmiştir ve şu anda var olan ekonomik yapıların sonsuza dek değişmesi gerekmektedir. İşte Plüton’un işlevi de tam olarak budur!
 
Tarihte Satürn Plüton Döngüleri
 
Son Dördün Fazı (1939-1941 yılları arası)
 
Satürn ve Plüton’un son dördün fazında oldukları, birbirlerine kare açı yapmaya başladıkları yıllar arasında, dünya en sancılı dönemlerinden birini yaşamaktaydı. 1939 yılının 1 Eylül’ünde patlak veren İkinci Dünya Savaşı insanlığa hastalık, kıtlık, türlü sefalet ve ölüm getirmişti. Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan büyük dramın ardından yaşananlar, insanoğluna ders olmamıştı anlaşılan. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 28 Temmuz 1914 tarihinde, Satürn ve Plüton kavuşum yapmak üzereydiler ve savaşlarla, katliamlarla, buhranlarla dolu bir döngüyü başlatmak üzereydiler. Veliaht'ın, 1914 yılı 28 Haziranında, saat 11,30'da Gavrilo Princip adlı öğrenci tarafından öldürülmesinin ardından, Viyana'daki savaş taraftarlarının kışkırtmaları sonucu, 28 Temmuz 1914 sabahı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Sırbistan'a savaş açmıştı. Önce iki devlet arasında başlayan savaşa, az sonra, hemen hemen bütün ülkeler katılacak ve I. Dünya Savaşı dört yıl boyunca kan ve ölüm saçacaktı.

 

  

Astrolojik haritada Satürn 27 derece İkizler’de, Plüton 1 derece Yengeç burcundadır. Satürn’ün de Yengeç burcuna giriş yaptığı Ağustos ayı sonlarından itibaren, savaş daha geniş alana yayılmaya başlamıştı.
 
Satürn’le Plüton’un ilk dördün fazına geldikleri 1921-22 yıllarında, Almanya’da ağır ekonomik sıkıntılar vardı. I. Dünya Savaşı sonunda tazminat ödemek zorunda kalanAlmanya, savaş öncesinde borç veren bir devletken, savaş sonrasında borç alan bir devlet olmaya başlamıştı. Kasım 1923’e gelindiğinde, Almanya’da enflasyon benzeri görülmemiş bir şekil almıştı. Savaş sonrasında ekonomik sıkıntı yaşayan tek ülke Almanya değildi. İngiltere ve Fransa gibi ülkeler de ekonomik sıkıntı içindeydiler.Amerikalılar, Birinci Dünya Savaşının acılarını geride bırakmışlar, yeniden yapılanmaya girişmişlerdi. Başdöndürücü bir teknoloji ve üretim patlaması yaşıyorlardı. Borsa devamlı yükseliyordu. İşler yolundaydı, ama 1923 yılından sonra giderek artan banka iflasları dikkat çekici boyutlara gelmeye başlamıştı.
 
Bu arada, tipik bir Satürn-Plüton fazı örneği olarak, diktatör niteliğinde liderler ortaya çıkmaya başlamıştı. Ekim 1922’de İtalya’da Mussolini iktidara gelmişti. Aynı dönemde Alman İşçi Partisi’nin liderlik koltuğuna oturmayı başaran Adolf Hitler, 29 Temmuz1923'te partinin adını Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirmişti. Partinin taraftarlarına kısaca "Nazi" ismi verilmişti.
 

Satürn ve Plüton’un dolunay konumuna geldikleri 1931 yılında, dünyada sıkıntı had safhadaydı. 1929 yılında patlak veren dünya iktisadi buhranının etkileri güçlü bir şekilde yaşanıyordu. İktisadi buhran en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuştu. 50 milyon insan işsiz, pek çok insan da evsiz kalmıştı. İnşaat sektörü, tarım bu buhrandan çok olumsuz etkilenmişti. Yeryüzündeki toplam üretimin %42 oranında, dünya ticaretinin %65 oranında azalmıştı. Florida’da meydana gelen gayrimenkul balonunun patlaması, dikkatli olunması gereken bir sürecin ilk uyarılarından birisiydi. Gayrimenkul fiyatlarının çok fazla arttığı Florida’da, 1928 yılının 18 Eylül’ünde çok sayıda kişinin ölümüne yol açan kasırga, binlerce evin de zarar görmesine neden olmuştu. Bu tarihte Uranüs-Plüton karesi, biraz uzak toleransla da olsa, devredeydi. Bu iki gezegenin sert açılarında büyük kasırgalar ve doğa olayları gerçekleşmiştir. Florida’da da meydana gelen bu yıkıcı kasırga sonrasında, daha önce büyük ümitlerle satın alınmış olan gayrimenkuller elden çıkarılmaya çalışılmış, ama değerinin çok altına bile satılamamıştı. O dönemde ekonominin kötü yönetilmesi, bankaların kötü yapılanmış olması, şirketlerin mali durumları arasındaki dengesizlik, gelir dağılımının dengesizliğine, Almanya ve İngiltere’ye vermiş olduğu tazminatları alamama durumu da eklenince, o tarihe kadar yüksek kazanç oranı getiren borsa çökme noktasına gelmişti. Pek çok banka batmış, binlerce insan mal varlığını ve bunun yanında da ruh sağlığını kaybetmişti. 1939 yılına gelindiğinde, artık iyice derinleşen kriz, yeni bir savaşın yaklaşmakta olduğunun işaretçisiydi. Bunalım, II. Dünya Savaşı’nı doğurmuştu. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, bu savaşın başlangıcı da yine Satürn-Plüton döngüsüne denk geliyordu. 

Düzeltici Savaş

Pek çok ekonomist II. Dünya Savaşı’nı bir “düzeltici savaş” olarak niteleme eğilimindedir. Savaş harcamaları nedeniyle, merkez bankalarının sıkı para politikalarını bırakıp para basmaya başlamaları sonucu bütçe açıkları arttığını, ama ekonomilerinin düzeldiğini, işsizliğin azaldığını ileri sürmektedir. Büyük savaşların öncesinde, büyük ekonomik belirsizlikler yaşanması sadece bir tesadüf müdür? Astrolojik perspektiften bakarsak, pek de öyle gözükmüyor. Bu tip dönemler enteresan bir biçimde hep Satürn, Uranüs, Plüton gezegenlerinin art arda gelen döngülerine denk gelmektedir. Büyük savaşların öncesinde ortaya çıkan bir başka travma yaratan unsur da diktatörce yönetimlerdir. İkinci dünya savaşına kadar geçen süreçte Stalin, Hitler, Mussoloni, Franko gibi diktatör liderler türemişti. Bu liderlerin faşizan baskıları ve insanlara uyguladıkları zulümlerin sonucunda ikinci dünya savaşı çıktı. Bu tam bir Satürn-Plüton arketipidir. Bu ikilinin döngülerinde faşizm ön plandadır ve güvenlik endişesi içerisindeki halkın zayıf yönlerini iyi değerlendiren despot liderler türer. 1933 yılından itibaren yıldızı parlamaya başlayan Hitler’in Avrupa istilası, dünyayı önlenemez şekilde yeni bir savaşa doğru sürüklemişti. Alman ordularının Polonya'ya saldırdığı 1 Eylül 1939 tarihine gelindiğinde, artık savaş başlamıştı. Alman Schleswig-Holstein zırhlısının sabah saat 4.45'te Westerplatte'yi (Gdańsk) bombalamasını başlangıç olarak kabul ettiğimiz ana yönelik horoskopta Boğa burcunun ilk derecesindeki Satürn, 2 derece Aslan’daki Plüton ile doksan derecelik sert açı yapmaktaydı. Güneş’ten önce doğan Venüs “Savaşçı” yüzünü gösteriyor.

Sistemli Katliam
 
Sistem kelimesi Satürn’ü, katliam kelimesi ise Plüton’u temsil etmektedir. Bu iki gezegeni bir arada kullandığınızda, yukarıdaki başlık ortaya çıkmaktadır. Bu iki gezegen de ölümle ve kötücül etkilerle ilişkilendirilir. Plüton, toplu ölümlerle bağdaştırılır. Bu iki gezegenin dolunay fazında olduğu 1930’lu yıllardan itibaren, karanlık yönleri yüzünü göstermeye başlamıştı. Almanya’da Adolf Hitler'in 1933 yılında iktidara gelmesiyle birlikte, Yahudilerin haklarının kısıtlanması uygulamalarına başlanmıştı. Yahudi memurlar ve hukukçuların görevden alınmış, Alman halkı Yahudi dükkânlarına karşı boykota çağırılmış, çığırından çıkan boykotlar esnasında Yahudi dükkânları harap edilmiş, yağmalanmış, sahiplerinin dövülmüştü. İlerleyen yıllarda Yahudiler, pek çok mesleklerden men edilmişler, alt sınıf insanlar olarak nitelendirilmişlerdi. Alman ırkını “ari ırk” olarak nitelendiren Hitler, Yahudilerle evlenmeyi de yasaklamıştı. Satürn-Plüton döngüsünün son dördün fazına doğru yaklaşılan 1938 yılında, uygulamalar daha da şiddetlenmiş, zaten devletten sosyal yardım alamayan Yahudiler, toplanarak kapalı kamplara götürülmeye başlanmıştı. Kaçmayı başaran Yahudiler de, birçok ülke tarafından geri çevrilmişti. 1938 yılının 10 Kasım’ında sistemli olarak organize edilen ayaklanmada, yüzlerce yıllık sinagoglar, Yahudilerin dükkânları, evleri ve diğer mülkleri yakılmış, 400 civarında Yahudi öldürülmüş, pek çokları dövülmüş ve aşağılanmıştı. Bu olay gazetelere "Halkın ruhu kaynadı ve sonunda taştı" başlığıyla yansımıştı. 1939 yılında Almanya'da bulunan bütün Yahudilerin toplanıp Polonya'da gettolara yerleştirilmiş, asıl Yahudi soykırımı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştı. 1940 yılında Polonya’daki gettoların sayıları hızla artmaya başlamış, bu gettolarda açlıktan, soğuktan ve salgınlardan çok insan ölmüştü. 1941 yılının Ekim ayında alınan kararlar neticesinde, Yahudilerin soyunu tüketme amaçlı yapılan katliamlar arttırılmıştır. 1941 yılına gelindiğinde, sürgünler en yüksek noktaya ulaşmış, Auschwitz'deki ölüm kamplarında 6.000 Yahudi gaz odalarında öldürülmüştü. Burada insanlar üzerinde acımasızca deneyler de yapılmaktaydı. Bu katliamdan Almanya’da hayatta kalan son Yahudilere yiyecek ve içecek vermek yasaklanmıştı. Görüldüğü üzere, bu insanlığın en büyük utançlarından birisi olarak tarihe geçen bu katliamlar, aslında son derece soğukkanlılıkla ve sistematik bir şekilde organize edilen katliamlardır ve bu yüzden tipik Satürn-Plüton döngüsü örneklerinden biridir.
 
Almanya ve Dünya tarihinde büyük rol oynayan, soykırımlar yapan, milyarlarca insanın nefretini kazanan, II. Dünya Savaşı’nı başlatan kişi olarak bilinen Adolf Hitler’in astrolojik haritası üzerine, savaşın başlangıç anı olarak kabul edilen 1 Eylül 1939, sabah 04:45 haritasını koyduğumuzda, ilginç bağlantılar görürüz.
 
 
 
Savaşın başlangıcı anında, Satürn 0 derece 59 dakika Boğa burcunda imiş ve aynı derecede bulunan Güney Ay Düğümü ile birleşmekte imiş. Tam bu derecede Hitler’in Güneş’inin olması bir tesadüf olabilir mi? Transit Plüton da Hitler’in Güneş derecesine sert açı yapmakta. Yani Hitler’in Güneş’i, bizim ele aldığımız Satürn-Plüton döngüsünün gergin etkisini olduğu gibi üzerine alıyor. Plüton’un kare açılarında tahrik eden, mücadeleye çağıran, güç savaşına girmeye yönelten etkiler söz konusudur. Plüton’un, haritanın Güneş’ine yaptığı sert açılarda, karşı taraf üzerinde baskı kurarak gücünü kabul ettirme arzusu uyandırır. Kişiliğin baskın ve zalim yönlerini kışkırtabilir. Haritasında zaten bu potansiyel olan bir kişi, olayları kendi lehinde kullanmak, şiddet ortaya koyma, baskı, tehdit ve tahrik sayesinde güçlenme eğilimi gösterebilir. Bu açı kendini hep haklı görme riski de taşır. Hitler’in astrolojik haritasında, bu etkiler zaten mevcut ve tetiklenmeyi bekler durumdaydı. Bu şartlarda zaten var olan bu negatif yönler, maksimumda ortaya çıkmaya başlayacak demekti. Plüton transitleri, olması gerekenlerin, kadersel temaların gerçekleşeceği zamanları belirleyicidir. Aktif olduğu zamanlarda, baskı, şiddet, tehdit yaratır. Cinayetler, toplu ölümler, katliamlar gibi şeyler Plüton ile ilişkilendirilir. Plüton bir haritanın Tepe Noktası’ndan geçiş yaparken, kişi kendini gerçekleştirme adına tüm gücünü ortaya koyma ve toplum karşısında görünür olma arzusu hissedecektir. Hitler İkinci Dünya Savaşı’nı kazanacağına çok inanıyordu. Bütün dünyaya gücünü kabul ettirme hevesindeydi.
 
Sadece bunlarla bitmiyor tabii ki. Hitler’in haritasında Oğlak burcunda yerleşmiş olan fanatik Ay-Jüpiter kavuşumu, transit Jüpiter ve Ay tarafından tetikleniyor. Transit Güneş bile bu ikilinin orta noktasına açı yaparak, harekete geçirici rol oynuyor. Transit Mars, kısa bir müddet önce bu gezegenlerin üzerinden geçmiş ve harekete hazır hale getirmiş durumda zaten. Haritanın 8. evinde yerleşmiş Venüs, kötücül nitelik taşıyan Mars ve Satürn’ün arasında sert açıyla ezilmiş durumda, ki bu zaten Hitler’in bir yükselen Terazi olmasına rağmen, acımasız yapısını anlatıyor. Bu ikilinin üzerinden uzun bir müddettir geçiş yapan Uranüs, sıra dışı davranışları ve beklenmeyeni yapmayı, ani harekete geçmeyi anlatır. Hitler’in haritasında Uranüs yükselen derecesine çok yakın yerleşmiş durumda. Bu şartlarda onun kişiliğinde yoğun olarak Uranüsyen özellikleri bulabiliriz. Olumsuz yönleriyle bir haritada Uranüs bu yerleşimde olduğunda, standart dışı, tuhaf, fanatik, otokratik ve acımasız özelliklerini kişiliğe rahatlıkla taşır. Uranüs’ün Merkür ile karşıt açısı yaratıcı, zeki, çabuk plan yapabilen, vurucu konuşabilen, harekete geçirici, ama bir o kadar da kışkırtıcı, ne düşündüğünü ve nasıl davranacağını önceden kestirmesi zor, pire için yorgan yakabilen, çılgınca kararlar almaya açık, sürekli aktif ve agresif bir zihne işaret ediyor. Haritasının 3. evinde bulunan Ay-Jüpiter kavuşumu Facies sabit yıldızıyla birleşiyor. Bernadette Brady bu yıldız için şöyle diyor: “Facies şiddete başvurmayı ya da şiddete maruz kalmayı simgelediği için zor bir yıldızdır. Facies’in dokunduğu her şey acımasızlık ve/veya öfkeden etkilenecektir. Yüksek motivasyon, hırs ve odaklanma gücü ile bağdaştırılır. Sadist eğilimlerle ve zalimlikle bağdaştırılır.”
 
Atom Bombası ve Einstein
 
1905 yılında Einstein’in ortaya koyduğu Görecelilik Kuramı, atom bombasının icadında farkında olmadan atılan ilk adımdı aslında. E=mc² denklemi, çok küçük miktarda bir maddenin, dev miktarda bir enerji açığa çıkaracağını gösteriyordu. Einstein’in kendisi de dahil hiç kimse, bir gün bu enerjinin insanlığa zarar verecek bir silah haline getirileceğini düşünemezdi. Atom enerjisinin silahlarda kullanılmasını ilk olarak düşünenler yine Almanlardı. Einstein’in kuramından esinlenen Alman bilim adamları Hahn ve Strassmann, 1938 yılında uranyum atomunu parçalamayı (uranyum füzyonu) başardılar. Hahn ayrıntıları, yeğeni Avusturyalı fizikçi Otto Frisch’e ve Lise Metiner’e gönderdi. Lise Mietner, buluşlardan bir atom bombası yapılması için gerekli olan matematiksel hesapları yapmıştı. Otto Frisch, Danimarkalı fizikçi Niels Bohr’un fikrini kullanarak ve Einstein’in E=mc² denkleminden istifade ederek, enerji patlamalarını önceden bilmenin olası olduğunu doğrulayan çok önemli bir deney yaptı. Niels Bohr, Princeton’da Amerikalı fizikçilere bunu aktarmasıyla, Ocak 1939’da uranyum füzyonu geniş oranda doğrulandı. Bilim adamları, uranyum füzyonunda gerçekten nötronlar ürediğinin doğrulanmasıyla atom bombasına doru daha ileri adımlar atmışlardı. 
 
İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından, 1939 yılında Amerika da bu konudaki çalışmalarını hızlandırmıştı. Herkes bir an önce atom bombasını gerçekleştirme çabası içindeydi. Almanların bu bombayı herkesten önce yapıp kullanmalarından korkan bazı bilim adamları, atom bombası yapma yarışını diktatörlük kazanırsa, uygarlığa olabilecekleri kolayca kestirebiliyorlardı. 1939 yılında bazı bilim adamları, Amerikan Hükümeti Başkanı Roosevelt’e durumu açıklayan bir mektup yazılması için Albert Einstein’i ikna etmişlerdi. Einstein, Roosevelt’e, sonradan ünlü olan, bir mektup yazılmasına yardımcı oldu, sonra da imzaladı. Tarihi 2 Ağustos 1939’du. O gün Satürn ve Plüton tam doksan derecelik açı yapıyorlardı. Bu iki gezegen arasında son dördün fazına girilmişti. Ama einstein’in imzaladığı bu mektup, Roosevelt’e hemen ulaşamamıştı. Mektubun Roosevelt’e ulaşması 11 Ekim 1939 tarihini bulmuştu. Pek tabii ki bunun da astrolojik bir açıklaması vardı. Mektubun yazıldığı günde Merkür Aslan burcunda geri hareketteydi!

 

Aslında, Roosevelt bir anda bir Uranyum Danışmanı Komitesi oluşturmuş ve umut verici bir başlangıç yapmıştı ama, bu proje öylesine az başarılı görünüyordu ki, bilim adamları Einstein’dan Roosevelt’e gönderilecek bir mektup daha istediler. 7 Mart 1940’ta Einstein ikinci bir mektup yazdı. Bu çok daha sıkıştırıcı bir mektuptu. Ama ne kadar ilginçtir ki, yine Merkür bu kez de Koç burcunda geri hareketteydi. Mektup bu kez Roosevelt’e çabuk ulaşmıştı. Ama yarattığı etki hiç de tatminkar değildi. Einstein Nisan’da komitenin genişletilmiş bir toplantısına çağrıldı. Merkür’ün geri hareketi, iletişimin ters gideceğini, konunun istenen sonuca varamama riskini gösterir. Merkür geri harekette iken girişilen işler bir kerede bitmez, tekrar karşımıza çıkarlar. Einstein’e de olan işte tam buydu!
25 Nisan 1940’ta, Einstein komiteye çağrıyı küçümseyen, ama ivedi olma gereksinimini vurgulayan üçüncü mektup daha yazdı. Bu kez Merkür direkt hareketteydi.
 
Albert Einsteinın atom gücü ile ilgili başkan Roosevelt'e yazdığı son mektubunun üzerine Amerika, 40 laboratuar ve 200.000 bilim adamının çalıştığı iki milyar dolarlık Manhattan Project i hayata geçirmişti. Amerika Birleşik Devletleri'nin 5 yıl sonra ilk atom bombasını gerçekleştirmesini sağladı. 16 Temmuz 1945'te "Fat Man" isimli ilk atom bombası New Mexico'nun Alamogordo bölgesinde denendi. Daha sonrasında da, tüm dünyanın üzülerek andığı gibi, Hiroşima ve Nagazaki’de kullanıldı. Çok sayıda insan hayatını yitirmişti…
 
Araştırmalarımdan öğrendiğime göre iki tür atom bombası var. Bunlar uranyum ve plütonyum bombalarıdır. ABD Hiroşima'ya uranyum, Nagazaki'ye de plütonyum bombası atarak ikisinin öldürme gücünü karşılaştırdı. Astrolojik olarak Uranyum Uranüs gezegeniyle, Plütonyum da Plüton gezegeniyle örtüşmektedir. Ne kadar ilginçtir ki Hiroşima’ya atılan bomba anında çıkartılan astroloji haritasında Uranüs Tepe Noktası’ndaydı ve Nagazaki’ye atılan bomba anında da Plüton Tepe Noktası’na yaklaşmaktaydı. Astrolojik sembolizm yine iş başındaydı.
 

 

 Devamı için;

http://www.onerdoser.com/Y40_1_tarih-tekerrur-ve-astroloji-iii--bolum-devami.html

Bu köşe yazısındaki bilgiler telif hakları Öner Döşer'e ait olan ve Klan Yayıncılık tarafından 2009 yılı Mart ayında yayınlanan Dönüşüm Zamanı kitabından alıntıdır. İnternet ortamında yayınlarken lütfen referans veriniz.

23.02.2011

Designed by Ongunsoft