
Dünya genelinde büyük deprem ve yanardağ aktivitelerinin yoğunlaştığı bir zaman diliminden geçmekteyiz. Yer bilimciler gerekli çalışmaları yapmakta ve uyarılarda bulunmaktadır. Buna bağlı olarak yurdumuzun bazı bölgelerinde yetkili mercilerce çeşitli önlemler de alınmaktadır. Bilgi kirliliğinin de arttığı bugünlerde sağlıklı ve doğru bilgi paylaşılması çok önem taşımaktadır.
Bu yazıdaki amacımız; konuları astroloji, gezegen dizilimleri, güneş aktiviteleri ve jeomanyetik aktivite açısından incelemek, dikkat çeken tarihler hakkında bilgilendirmektir. Bu konuda yardımcı bir disiplin olarak astrolojiden, özellikle de zamanlama hususunda istifade edilebilir. Naçizane bendeniz de önümüzdeki riskli dönemler hakkında görüşlerimi paylaşmak gibi bir görevim olduğunu düşünüyorum. Başından hatırlatmakta fayda var: Bunlar muhtemel etkilerdir, tahminlerdir. Kesin şu saatte deprem olacak iddiası taşımaz. Ayrıca muhtemel depremin büyüklüğü hakkında bir bilgi de içermez. Sadece haritalara bakılarak depremin magnitüdünü tahmin edemeyiz; bu, yer bilimcilerin işidir.
GEZEGENLERİN İZ DÜŞTÜĞÜ BÖLGELER
Gezegenlerin birbirlerine göre değişen konumları ve stresli açılarının yoğun olduğu dönemlerde risk artmakla birlikte, bu durum her seferinde depreme sebep olmamaktadır. Tutulmalar, yeniay ve dolunaylar açısından da aynı şeyi söyleyebiliriz. Eğer bir fay hattında gerilim varsa, enerji yüklenmesi varsa, o bölgeye iz düşen gezegen etkileri tetikleyici rol oynayabilir. Tek sebep gezegen, Ay ya da Güneş etkileri değildir.
Yani depremlerin, yanardağ patlamalarının ya da diğer doğal afetlerin tek sebebi göksel değildir. Bilim insanları küresel iklim değişikliğine dayanarak önümüzdeki yakın dönemde doğal afetlerin artacağını, büyük depremlerin daha sık görüleceğini söylemektedirler. Güneş aktivitelerinin maksimum dönemine doğru ilerliyoruz. Böylesi dönemlerde özellikle Güneş’te ekstrem alevlenmeler ve Taçküre Kütle Atımları olursa doğal afetleri tetikleyebileceği yönünde çalışmalar vardır. Astroloji haritaları ve dönemsel tutulmalar da aynı şeyi göstermektedir.
ELEKTROMANYETİK SİNYALLERDE ANORMALLİK
Deprem konusunda araştırma yapan Stephen Burns gibi bazı kişiler elektromanyetik sinyalleri de takip etmektedir. Büyük depremlerden önce dikey elektrik alanda anormallik gözlemlerinden bahsetmekte; ani iyonosferik bozulmaların ve güçlü elektrik dalgalanmalarının büyük deprem ile volkan patlaması tahmininde kullanılabileceğini söylemektedir.
GEZEGEN GEOMETRİSİNİN ETKİSİ
Dünya’nın elektromanyetik alanının iyonizasyonu, bazı araştırmacılar tarafından sismik aktiviteyle de alakalı görülmektedir. Dünya da dahil olmak üzere tüm gezegenler büyük elektrik akımları taşırlar ve elektromanyetik yapıları nedeniyle yaydıkları manyetik enerji dalgaları elektriksel bir rüzgâr şeklinde Dünya’nın manyetosferine ve biyosfere girer. Dünya’nın manyetosferi bu güçlere aşırı derecede hassastır. Her bir gezegenin Dünya manyetosferi üzerinde farklı bir etkisi vardır. Her ne kadar gezegenlerin direkt elektromanyetik ışınımları olduğu bilinse de şu an sahip olduğumuz teknolojiyle bunun ne derece etkili olduğu tam olarak ölçülememektedir. Ancak gezegenlerin ışınımı ekstra bir ısıya ve dalgalanmaya neden oluyor görünmektedir.
GEZEGEN DİZİLİMLERİ VE DOĞAL AFETLER
Deprem ve volkan aktivitesi gibi bazı doğa olaylarının tetiklenebileceği teorisi; gezegenlerin bir çeşit elektromanyetik ışınımları olduğu ve dolaylı çekim güçlerinin tetikleyici işlev gördükleri ilkesine dayanır. Gezegenlerin esas etkileri hizalanmalar yoluyla oluşur. İki ya da daha fazla gezegenin 0^∘, 90^∘, 180^∘ açı yapar pozisyonda bulunması yeryüzü aktivitelerini etkiler. Bunlar depremler ve volkan aktiviteleri şeklinde ortaya çıkabileceği gibi; önemli toplumsal olaylar, ekonomik ve politik çalkantılar şeklinde de kendini gösterebilir.
ZODYAK’IN BİR YARISINDA TOPLAŞMA
Gezegenlerin 360 derecelik Zodyak dairesinin belli bir bölümünde toplanması da deprem ve yanardağ aktivitesiyle ilişkili gözükmektedir. Çok sayıda gezegenin hizalanması doğal afetlerin artması anlamına gelebilir. Yermerkezli bakışla gezegenlerin Zodyak’ın bir yarısında toplanıyor olması da etkin depremlerle çakışmaktadır. Merhum İngiliz astrolog Ed Tamblyn, incelediği 14 önemli depremden 10’unda gezegenlerin Zodyak’ın bir yarısında olduğunu gözlemlemiş; bunun bir dengesizlik yaratarak doğal afetleri tetikleyebileceğini iddia etmiştir.
GEZEGENLERİN TOPLU ÇEKİM GÜÇLERİ VE TOPLAŞMA ETKİSİ
Bazı araştırmacılar gezegensel çekim güçlerinin ve düşük yoğunluklu elektromanyetik güçlerin beraber hareket ederek depremleri etkilediğini düşünmektedir. Gezegenlerin yakın gruplaşması Dünya üzerinde iç uyarı ve gelgit baskısıyla yatay basınç anlamında belli bir strese yol açmaktadır. Frank Glasby’ye göre bu konudaki esas nokta şudur: Gezegensel çekim güçleri, depremden önce gelişen yatay basıncın oluşmasını kolaylaştırır ve aynı zamanda yer ışınımına da neden olur.
Gezegensel güçlere ek olarak okyanus gelgitleri de kayalara basınç yapar. Dolunay ve yeniay zamanlarında okyanus gelgiti daha fazladır; bu yüzden söz konusu dönemlerde daha çok deprem gözlemlenir. Depremlerin olmasını kolaylaştıran yatay basınç, basınç altındaki kayalardan pozitif iyonların (yüklü parçacıklar) salınmasına neden olur. Bunların insan ve hayvanlar üzerinde biyolojik etkileri bulunmaktadır. Sismik aktivite ile güneş lekesi aktivitesi birbiriyle bağlantılıdır. Balinaların sismik bölgelerde kıyıya vurması da kayalardan çıkan bu yüklü parçacıklardan rahatsız olmalarıyla açıklanmaktadır.
TUTULMALARIN DEPREMLE İLİŞKİSİ
Ay’ın hareketlerinin gel-git üzerindeki etkisini biliyoruz. Tutulma anında, Ay ve Güneş bir arada çekim gücü oluşturuyorlar. Bu şartlarda Güneş’in etkilerini de buna ekleyeceğiz demektir. Özellikle Güneş tutulmaları yerberiye yakın olduğundan, volkanik veya deprem bölgelerinde bir hareketlenme yaratabilirler demektir. Güneş tutulmasında, Güneş’in aniden kararması ve yöresel olarak ışınların kesilmesi, ısının da geçici olarak düşmesine sebep olur. Dengeyi korumak için, Dünya’nın içinden aniden ısı gelmesi gerekir. Eğer bu olayın meydana geldiği bölge volkanik hareketlerle veya depremlerle zaten daha önce zayıflamışsa, bu gerilime dayanması güçleşir ve deprem meydana gelebilir. Bu yüzden depremlerin, tutulmanın izlendiği bölgelerde meydana gelme olasılığı daha fazladır. Özellikle de bu bölgelerde daha önce depremler meydana gelmişse ve volkanik hareketler oluşmussa, bu ihtimal daha güçlüdür.
Astrolojik Güneş ve ay tutulmalarının ani hava değişiklikleriyle, etkin rüzgarlarla, aşırı yağmurlar ya da sel baskınlarıyla, deprem, volkan aktivitesi, tsunami gibi doğal afetlerle ilişkili olabileceği düşünülür. Bu her tutulma için geçerli olmasa da sert gezegen dizilimleriyle çakışan tutulmalar döneminde bu riskler daha fazladır. Özellikle de tutulmanın gözlemlendiği bölgelerde ve tutulmanın gergin irtibat kurduğu astroloji haritasına sahip ülkelerle ilgili olarak. Tutulma derecesinin ufuk düzlemine (Yükselen/Alçalan eksenine) veya meridyen çizgisine (Yani Tepe Noktası/Ayakucu Noktası) denk düştüğü yerlerde etki daha fazla görüleceğinden, eğer tutulma esnasındaki gezegen açıları da bunu teyit ediyorsa, deprem olasılığı artar. Bu bağlamda özellikle Ayakucu Noktasına, yani 4.eve denk düşen tutulmalar dikkat çekicidir.
Astrolojik olarak, tutulma anında Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin çoğunluğunun sabit burçlarda yerleşmiş olmaları, deprem olasılığını daha da fazla düşündürür. Bu esnada başka gezegenler de tutulmayla kavuşum, kare, karşıt açı yapıyorsa, bu ihtimal artar. H. S. Green’e göre dört sabit burç arasında “Boğa ile Akrep’te gerçekleşen tutulmalar, önemli kavuşumlar, karşıtlıklar ve kare açılar diğerlerine oranla büyük depremlerle daha çok bağlantılıdır. Tüm öncü burçlar, özellikle de bu burçların ilk derecelerinde gezegenlerin birbiri ile kavuşum, karşıt ve kare açı yapması durumunda depremler ile ilintilidir. Öncü burçlar Koç birinci, Yengeç dördüncü, Terazi yedinci ve Oğlak onuncu eve denk gelecek şekilde dünya haritasının köşelerindedir ve böylelikle bu burçların ilk dereceleri ufuk ve meridyen çizgilerine denk gelir. Değişken burçların ise depremlerle belirgin bir bağlantısı bulunmamaktadır ancak Balık burcu diğerlerine göre depremlerle daha ilintili görünür.”
H. S. Green tutulmayı takip eden bazı önemli depremlerden örnekler vermiştir. Bunlar: 3 Ağustos 1822’deki Ay tutulmasının 10 gün ardından gerçekleşen 13 Ağustos 1822 Suriye depremi; 27 Ekim 1886’da gerçekleşen tutulma sonrasında ABD’nin Charlestown kasabasının büyük zarar görmesiyle sonuçlanan deprem; 31 Ekim 1893’te gerçekleşen tutulma sonrasında yaşanan ve 12.000 kişinin yaşamını yitirdiği İran depremi; 11 Kasım 1901’deki güneş tutulmasının ardından Pelée dağının patlaması ile neredeyse tüm şehrin haritadan silinmesidir. (Mundane Astrology, H.S.Green, Astrology Classics, sayfa 14-106)
11 Ağustos 1999’daki Güneş tutulması sonrasında yaşadığımız 17 Ağustos İzmit depremi hala hafızalarımızdadır. Bu tutulma esnasında sabit burçlarda birbirlerine ve tutulma derecesine kare ve karşıt açı yapan çok sayıda gezegen vardı. Benzer örnekler çoğaltılabilir. Doğal afetlere doğrudan odaklanan ve çok sayıda harita örnekleri sunan kitabımız ileride yayınlanacaktır. Ancak tutulmaları sadece depremlerle bağlantılı düşünemeyiz. Eğer onları sadece fiziksel sonuçlar olarak görmeyip, aynı zamanda sembolik işaretler olarak düşünürsek, diğer çeşitli dünyevi olaylarla da bağlantılı olmaları çok makul gelir.
GEZEGEN HAREKETLERİNİN DEPREMLERLE İLİŞKİSİ
Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, Dünya’ya yakınlığı sebebiyle Ay’ın yanı sıra Merkür, Venüs, Mars, Satürn ve Jüpiter gezegenlerinin hareketlerinin depremle ilgisi bulunduğunu belirtmiştir (20 Aralık 2008, Milliyet Gazetesi).
Çalışmalarında Ay ile birlikte diğer gezegenlerin de depreme etkisi olduğunu gösteren bulgulara ulaştığını ifade eden Prof. Dr. Yıldırım; Güneş ve Ay’ın tek başına büyük deprem oluşturmayacağını, Ay tutulmasının ise deprem üzerinde doğrudan bir fonksiyonu bulunmadığını kaydetmektedir. 1999 Marmara depreminin Jüpiter ve Ay çekiminin bir araya gelmesiyle tetiklendiğini savunmaktadır.
AY’IN ÇEKİM GÜCÜ
Ay’ın Dünya üzerindeki çekim gücü Güneş’inkinin iki buçuk katıdır. Her ay fazı hava durumunu değiştirici bir etki yapar. Araştırmacı ve yazar Ken Ring, Predicting the Weather by the Moon adlı kitabında Ay’ın ekvatorun kuzey ya da güneyindeki maksimum deklinasyonlarında olduğu dönemlerin sismik açıdan risk taşıdığını ifade etmektedir. Ay bu pozisyonlarda yaklaşık 3 gün kalır ve tektonik plakalara belirgin bir gerilim uygular.
ETKİLİ GÜNEŞ PATLAMALARI VE DOĞAL AFETLER
Gezegenlerin Güneş’e göre pozisyonlarının Güneş’i daha aktif ya da pasif yapabildiğini biliyoruz. Güneş aktif olduğunda Dünya’ya ulaşan güneş rüzgarları Dünya’nın manyetik alanını iter, Dünya atmosferinin üst tabakalarında cereyan değişikliklerine neden olur, bu da Dünya’nın rotasyonunu çok küçük bir miktarda yavaşlatabilir. Teorik olarak bu durumda, yani Dünya’nın rotasyon hızı değiştiğinde depremlerin olması daha olası hale gelir. Güneş aktivitesi global ısıyı da etkiler ve böylece Dünya’daki su ve buz miktarları değişir. Su/buz ağırlığının değişmesi de basıncı arttırarak sismik aktivitelere yol açabilir.
Araştırmacılara göre çok sayıda gezegenin Güneş’i odak noktasına alarak birbirleriyle yaklaşık 0-90-180 derece dizilimlerde (+/-10 derece sınırları içinde) oldukları zamanlar, Güneş’in merkezinin en aktif olduğu, Güneş aktivitelerinin en yoğunlaştığı zamanlarla çakışmaktadır. Çoğu güneş alevlenmesi gezegenlerin dolaylı çekimi ile ilişkilidir. Güneş böyle iki gezegenin arasında olduğunda gezegenler optimum pozisyondaysa enerjide artış olur. Böylece Güneş’in merkezi uyarılır. Gezegenlerin elektromanyetik ışınımları ve kombine çekim güçleri sadece Güneş’in değil, Dünya’nın da merkezini etkiler. “Planets, Sunspots and Earthquakes” kitabının yazarı Frank Glasby’e göre bu çekim etkisi direkt değildir, direkt çekim çizgisine tanjanttır. Bu durumun bir aktiviteye sebep olması için gelgit etkisinin tetiklenmesi gerekecektir. Depremlerde tetik etkisi iki ya da üç gök cisminin aynı yöne çekim etkisiyle gerçekleşse de bazen neredeyse tam karşıt yönlere doğru çekim de etkili olur. Gezegenlerin Güneş’te konveksiyon akımı oluşturmaları gibi, Dünya’da da konveksiyon akımları oluşturabileceğini düşünebiliriz. Dünya’nın merkezi güneş fırtınaları nedeniyle ekstra enerji akması sonucu aktive oluyorsa, deprem riski de artar.
Gezegenler ışınımları ve çekim güçleri ile belli koşullarda Güneş’in merkezini etkileyerek güneş lekelerinin ve alevlenmelerin oluşmasını tetiklerler. Etkin güneş patlamalarının ardından deprem ve volkan aktiviteleri görülebilmektedir. Şimdi bunlardan birkaçını örnekleyelim:
3 Şubat 2002 tarihinde gerçekleşen etkin güneş patlaması sonrasında güçlü bir X- sınıfı alevlenme Dünya’ya yönlendi ve en barizi Meksiko Mt. Colima olan birkaç yanardağ patlaması ve ardından depremler yaşandı. 3-14 Şubat tarihleri arasında İtalya-Sicilya’daki Mt. Etna, Rusya’daki Kurile Adası Chikurachki, Endonezya-Java merkezdeki Mt Merapi, Endonezya-Java Ijen Guatemala- Fuego, Yeni Zellanda Mt. Ruapehu yanardağları aktifleşti. Bu yanardağ aktivitelerinin başlangıç tarihinde Merkür Satürn-Plüton karşıtlığını tetiklemişti. Venüs-Uranüs aynı hizadaydılar ve Dünya da bu ikiliye karşıt açı, Mars ise dik açı yapıyordu. Mars-Dünya arasındaki dik açı kesinleşme derecesine çok yakındı.
15 Şubat 2011 tarihinde NASA tarafından bildirilen haberde, son beş yılın ve içinde bulunduğumuz 24. Güneş Döngüsü’nün en büyük güneş patlamasının oluştuğu, X2.2 düzeyindeki bu patlamanın Dünya’yı hedef aldığı söyleniyordu. Birkaç gün içerisinde hızlı yükselişe geçen leke sayısı 15 Şubat itibariyle 100’e ulaşmıştı. Bu tarihte Jüpiter ve Satürn neredeyse tam karşıt açıda idiler. Bu iki gezegenin Plüton ile de dik açıları vardı. Merkür-Venüs arasında dik açı, Dünya ile Mars-Neptün arasında karşıt açılar mevcuttu. Oldukça etkin ve sıkışık gökyüzü konumları Güneş’teki hareketlenmelerin işaretçisiydi. 21 Şubat tarihinde Yeni Zelanda’da etkin bir deprem meydana geldi. Mart ayı başlarında güneş lekesi sayısı 100’ün üzerine çıktı ve 9 Mart’ta 137’yi buldu. O gün bir X-sınıfı güneş alevlenmesi daha oldu. 11 Mart 2011 tarihinde Japonya depremi gerçekleşti.
0-90-180 DERECELİK AÇILAR
Araştırmacılara göre çok sayıda gezegenin Güneş’i odak noktasına alarak birbirleriyle yaklaşık 0^∘, 90^∘, 180^∘ dizilimlerde (±10^∘ sınırı içinde) oldukları zamanlar, Güneş aktivitelerinin en yoğunlaştığı dönemlerle çakışmaktadır. Çoğu güneş alevlenmesi gezegenlerin dolaylı çekimi ile ilişkilidir.
Planets, Sunspots and Earthquakes kitabının yazarı Frank Glasby’ye göre bu çekim etkisi direkt değildir; direkt çekim çizgisine tanjanttır ve gelgit etkisini tetikler. Depremlerde genellikle iki gezegenin 90^∘ veya buna yakın açı yaptığı gözlemlenmektedir.
YÖRÜNGESİNDE DÜNYA’YA DAHA YAKIN BÖLGEDE GEZEGENLER
Depremlerde iki ya da daha fazla gezegenin dik açıya yakın olmasının yanı sıra, etkili dış gezegenlerin çoğunun Dünya’nın aynı tarafında bulunması da önemli bir faktördür. Venüs’ün Dünya’ya yakın olduğu günlerde sismik hareketler dikkat çekicidir (1999 Kocaeli depreminde Venüs Dünya’ya yakın konumdaydı). Ay bir gezegenle —özellikle Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn ile— hizalandığında, bu gök cisimleri Dünya’ya en yakın noktada bulunduklarından yüksek gelgit kaynaklı gerilimler meydana gelebilmektedir.
ÖNER DÖŞER,
ORTA ÇAĞ ASTROLOJİSİ USTALIK BELGESİ (AMA)- ROBERT ZOLLER
ISAR YETKİNLİK BELGESİ (ISAR CAP)
OPA SERTİFİKASI, MESLEKTAŞ ÇALIŞMALARI LİDERLİK YETKİSİ
PROFESYONEL ASTROLOJİ ORGANİZASYONU (ABD) TÜRKİYE TEMSİLCİSİ, ASTROLOJİK MESLEKTAŞ ÇALIŞMALARI VE DANIŞMANLIK BECERİLERİ ÇALIŞMALARI ORGANİZATÖRÜ
ULUSLARARASI PROFESYONEL ASTROLOGLAR DERNEĞİ (İNGİLTERE) ÜYESİ
ULUSLARARASI ASTROLOJİ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ (ABD) ÜYESİ, EĞİTİM VE SINAV ORGANİZATÖRÜ
KEPLER KOLEJ ORTA ÇAĞ SERTİFİKASYONU EĞİTMENİ (SEATTLE)
ASTROART ASTROLOJİ OKULU KURUCUSU VE EĞİTMENİ (TÜRKİYE)
ASTROART ASTROLOJİ YAYINLARI KURUCUSU VE YAYIN YÖNETMENİ (TÜRKİYE)
